Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

2 tane "umut ne kadar az" etiketli yazı bulundu "umut ne kadar az" tagli diger ogeler resimler , videolar

yarışa dönenlere başarılar..

nefes nefese yasadık biz hep.. hep bir acele.. hep bir koşuşturmaca.. soluk soluga.. hayat yarış dediler, koştuk.. yarış bildik hep.. geride kalmamak gerek dediler, hızlandık.. önde olmak gerek bildik hep.. kimse söylemedi nereye koştugumuzu biz de sormadık.. bilmeden kostuk ulasacagımız yeri.. amaçsızca.. umarsızca.. hayat yarıştı belki ama ödül de yoktu kazanana.. bilmedik, koştuk..
bigün geldi, derman kalmadı, durduk, bir mola yerinde bakındık etrafa.. acıydı anladıgımız, aynı tepenin etrafında onlarca tur atmısız, yıllarca zaman harcamısız. neden sonra attık kendimiz dışarı yarıştan.. belki arayıştan belki de meraktan tepede bulduk kendimizi..kanımız tersine aktı bakındıkca o güne kadar görmediklerimize..anlayamadık önce..
meğer yarış degilmiş hersey.. meğer insanlar ölürmüş aclıktan.. meğer savaslar varmış bi yerlerde.. ihtilaller varmış.. adı eşitlik konmus esitsizlikler varmıs meğer.. siyaset denen harpler varmış.. daha neler neler varmış..
sendeledik önce bulundugumuz yerde.. sonra yine kendimiz getirdik, kenimizi kendimize.. şimdi karar zamanıydı dönmek mi yoksa kalmak mı?
ben kararımı verdim..
yarısa dönenlere basarılar..

 

tonton amcaya bir masal borcum vardı onu getirdim..

dün sabah yolum masal dükkanına uğradı. biraz çekinerek girdim kapıdan içeri. ama içerde tonton bir amca karşıladı beni. birlikte kahve içtik ve tatlı tatlı sohbet ettik. ona umutsuzluklarımdan bahsettim biraz.. bana elinde tam benlik bir halı oldugunu  söyledi ve tozlu dolaplardan eski bir halı çıkarttı. sonra halının hikayesini anlatmaya koyuldu. bu halı çok eski bir masaldan kalmaymış ve uçuyormuş, anlattığına göre.. birden içim ısındı halıya, ben de uçmak istedim onunla.. tonton amca kırmadı beni. halıyı verdi. ama bir şartı vardı; dönüşte ona bir masal getirecektim. yapabileceğimden  çok da emin olmadan söz verdim.

tam havalanmak üzereyken kucağıma bir demet papatya bıraktı.

- bunlar niye? diye sordum
- lazım olur belki, dedi göz kırparak..

çok fazla gitmeden bir dağ çıktı karşıma.. alabildiğine yüksekti dağ.. en aşağıda karınca kadar ufak üç dört kişi görünüyordu. ne yaptıklarını anlamak için yanlarına indim. ne yaptıklarını sordugumda gerçeğin dağına tırmanıyoruz, dediler.

"gerçeğin dağı" hoşuma gitti bu tamlama.. neden böyle bir isim verdiklerini anlayamadım, ama hoşuma gitti..

sonra yeniden yükseldim, koca dağ kayboldu birden.. rüzgar benim için esiyordu sanki, rüzgarla birlikte savruldum. derken yıkık dökük bir semte geldim. ve 11-12 yaşlarında siyah bir erkek cocugu ilişti gözüme.. elindeki tütütn kağıdına, sarı sarı otları sarıyordu. ne yaptığını anlamak için biraz aşağı indim. o arada çocuk elindekini uzunca bir kibritle yaktı ve ağzına götürdü. kala kaldım gördüklerim karşısında; nasıl da çekiyordu bu yaşta zehri, içine.. o kadar çaresizdi ki bakışları, benim orda oldugumu fark etmedi bile. birden gözüm kucağımdakilere takıldı. hemen içlerinden bir tutam alıp çocuğa uzattım.. önce şaşırdı biraz.. peşinden biraz umut gördüm gözlerinde.. elindeki sigara yere düştü, bana gülümsediğinde.. bir süre bekledim, eğilip almadı sigarasını..

yoluma devam ettim.. "gerçeğin dağı" çıktı yine karşıma. aşağıdaki üç dört kişiye baktım, yeniden.. sanki öncekine göre biraz daha yukardaydılar, bu defa..hiç ses çıkartmadan ayrıldım yanlarından. peşim sıra dağ yok oldu yine ve ben bu defa daha az şaşırdım, yok oluşuna..

çok gitmeden yirmisinde genç bir kızla karşılaştım. parkta bir banka oturmuş, iki elini yanaklarına sıkıca bastırmış duruyordu. ne yaptığını görmek için, hafiften alçaldım. hiçbir şey yapmıyor, oturmuş kara kara düşünüyordu. az evvel  ağlamış olacakki, yüzünde göz yaşından izler kalmıştı.. bu yaşta ne derdi olacağını az çok kestiriyordum da ; ne yapılabilirdi ki bu kız için? neden sonra ona da papatyalarımdan biraz vermeye karar verdim. elimdekileri ona uzattığımda , bir rüyadan uyanır gibi afalladı önce.. ama sonra ışıldayan gözlerle kabul etti papatyaları.. tekrar havalandığımda umutla el salıyordu arkamdan..

olcak şey değil; dağ yine karşımdaydı.. nasıl da dönüp dolaşıp burayageliyordum. o kadar şaşkındım ki..neden sonra istemeden gözüm aşağıdakilere ilişti. nerdeyse yarılamışlardı yolu.. zirveye bir hayli yaklaşmışlardı.

- kolay gelsin! diye selamlayarak ayrıldım yanlarından.

derken bir hastahanenin üzerinden  geçiyordum. ki hastahanenin koridorlarını görür gibi oldum. "yok canım bu da mümkün mü?" dedim kendime.. dikkatlice baktım. ama bir göz yanılması  değildi bu . gördüğüm koridorlar bütünüyle gerçekti ve ameliyathanenin  kapısının ağzında ağlayan şu yaşlı adam da bütünüyle gerçekti. istemeden merak ettim neden ağladığını. aşağıya indim biraz. sonra içerde bir yakının olabileceği  düşüncesi belirdi kafamda .. adama baktım birkez daha.. öyle ümitsizdi ki. ama şimdi ona ümit gerekti. kucağımda kalan papatyaların hepsini uzattım adama.. yüzündeki şaşkınlıkla kabul etti çiçekleri.. zoraki gülümsedi.. ordan ayrılmak üzere yola çıktığımda ameliyathanenin kapısı da açılmıştı.. uzaklaşıyorum şimdi oradan ama adamın sevinç çığlıkları hala kulaklarıma geliyor.

şu dağ yine karşımda.. insanlar artık karınca kadar ufak görünmüyorlar. çünkü zirvedeler.. daha fazla dayanamıyorum, soruyorum;

- nasıl?
- umut ettik, başardık.
 diyorlar pırıl pırıl gözlerle..

sanki benimde içimde ölen umutlarım diriliyor o anda.. sanki bende içimdeki dağa tırmanıyorum. ve bu kadar yolculuk yeter deyip; masal dükkanına, tonton amcanın yanına dönüyorum.. beni çok büyük bir içtenlikle karşılıyor. ve;

- tüm papatyaları dağıttığına göre, bana anlatacak bir masalın var , sanırım.. diyor

göz kırpıyorumve
- evet, var.. umut dolu bir masalım var.. diyorum.